Nereden başlanır yazıya? Yazının konusu nedir? Neden yazarız? Neden yazmak isteriz? Bu paylaşma arzusu niye? Bana en çok yalnızlık korkusundan gibi geliyor bu paylaşma arzusu. Çünkü insan ne kadar severse sevsin yalnızlığı, yine de onu bile konu edip paylaşmak istiyor birileriyle. İnsan olmanın mayasında yatıyor paylaşım.
Neyse konuya dönelim gene. Neydi konu? Yazmak demiştik değil mi? Nedir yazmak? Sadece bazı simgelere dökmek mi düşüncelerini, duygularını? Yok, öyle değil işte, bir haykırış, çığlık ne bileyim bir yardım isteği zaman zaman. Bazen de bir kahkaha, bir gülüş, aşkın gözdeki pırıltısı. Yaşam, yazının ham maddesi mi acaba?
Nedir yazmak, kimdi ilk yazan, kim bela etti bu güzelliği başımıza?
Evet, yazmak, bir bela, çünkü insanı rahat bırakmıyor, "İstesen de istemesen de yazacaksın" diyor, "Bugün kurtuldun elimden, unuttun yazacaklarını ama hayır yarın gene alacaksın kalemi eline, yine oturacaksın klavyenin başına." Doğru diyor aslında, kurtuluş yok bu benliğe, o halde niye karşı gelelim bu isteğe, belki de asıl kurtuluş ona teslim olmakta. Belki de insan olduğumuzu en çok hissettiğimiz an olacak yazdıklarımızı tekrar okuduğumuz zamanlar. Belki yaşadığımızın kanıtı, yaşamın aynası, bizim varlığımızın şahidi olacak sözcükler. Hangisini neden kullandığımızı bilemediğimiz, aynı anlama gelen iki sözcükten birini neden tercih ettiğimizi çoğu zaman düşünmediğimiz sözcükler. Sözcükler sözün küçülmüş hali midir yani? Kelime mi deseydim acaba size, ne dersiniz; yazı sizinle mi başlar?