18 Mart 2013 Pazartesi

Başardın mı çocuk?



Korkuyorsun çocuk, duyacakların içine dokunursa diye korkuyorsun. Yaşam çok da başaçıkabildiğin bir şey değil aslında, yüzüne bunun çarpılmasından korkuyorsun. Bir büyükşehirde, bir plazada, yüksek bir mevkide gayet kendinden emin bir yüz ifadesiyle duruyorsun. Duruyorsun da sanki hareket etsen kaygan zeminde yere düşecek gibisin. Doğru ya yüksek mevkilerde zeminler hep çok kaygan. Başarın muazzam çocuk, buna şüphe yok. Yok? Her sabah o güvenlikli kapıdan giriyorsun, herkes sana selam veriyor, sen mütevazı bir yönetici edası ile herkese gülümsüyorsun, kimi zaman bazı çalışanların omuzlarına dokunuyorsun geçerken, yöneticilik seminerlerinin birinde duymuştun bu jesti. Çalışanlarla aranızda güven bağı inşa etmenin küçük detaylarındandı bu hareketler. Ne demişti semineri veren adam? “Gülümse, göz teması kur, onayla.” Hep uyguladın değil mi bu ipuçlarını? Ne oldu peki? Neden mutlu değilsin? Çok uğraş verdin buraya gelmek için, saklambaç oynamaya çıkmadın arkadaşlarınla, körebede ebeye dokunup kaçmadın seni tutmasından duyduğun telaşla, ilk sevgiline bile yeterince vakit ayıramadın, öyle ya her gün 500 soru çözmen gerekiyordu en az. Keza üniversitede de farklı olmadı yaşantın.  Ne oldu peki? Neden mutlu değilsin? Olmak istediğin yer tam da burası değil miydi? Yoksa sen bir yalanı mı yaşadın çocuk? Kim söyledi sana bu yalanı? Ne zaman inandın yalanlara? Ve en çok bu yalanı sürdürmek zorunda kalmak mı acıtıyor canını? Yoksa böyle bir zorunluluk olmadığını ama vazgeçecek kadar cesaretininse hiç olmadığını bilmek mi? Çalışmaktan başka bir şey öğrendin mi hiç çocuk? Gülmeyi, sevmeyi, kavga etmeyi, küfretmeyi? Başarmaktan başka şeyi öğrendin mi? Sen şimdi başardın mı çocuk?

27 Şubat 2013 Çarşamba

Yazı

Nereden başlanır yazıya? Yazının konusu nedir? Neden yazarız? Neden yazmak isteriz? Bu paylaşma arzusu niye? Bana en çok yalnızlık korkusundan gibi geliyor bu paylaşma arzusu. Çünkü insan ne kadar severse sevsin yalnızlığı, yine de onu bile konu edip paylaşmak istiyor birileriyle. İnsan olmanın mayasında yatıyor paylaşım. 

Neyse konuya dönelim gene. Neydi konu? Yazmak demiştik değil mi? Nedir yazmak? Sadece bazı simgelere dökmek mi düşüncelerini, duygularını? Yok, öyle değil işte, bir haykırış, çığlık ne bileyim bir yardım isteği zaman zaman. Bazen de bir kahkaha, bir gülüş, aşkın gözdeki pırıltısı. Yaşam, yazının ham maddesi mi acaba?

Nedir yazmak, kimdi ilk yazan, kim bela etti bu güzelliği başımıza? 

Evet, yazmak, bir bela, çünkü insanı rahat bırakmıyor, "İstesen de istemesen de yazacaksın" diyor, "Bugün kurtuldun elimden, unuttun yazacaklarını ama hayır yarın gene alacaksın kalemi eline, yine oturacaksın klavyenin başına." Doğru diyor aslında, kurtuluş yok bu benliğe, o halde niye karşı gelelim bu isteğe, belki de asıl kurtuluş ona teslim olmakta. Belki de insan olduğumuzu en çok hissettiğimiz an olacak yazdıklarımızı tekrar okuduğumuz zamanlar. Belki yaşadığımızın kanıtı, yaşamın aynası, bizim varlığımızın şahidi olacak sözcükler. Hangisini neden kullandığımızı bilemediğimiz, aynı anlama gelen iki sözcükten birini neden tercih ettiğimizi çoğu zaman düşünmediğimiz sözcükler. Sözcükler sözün küçülmüş hali midir yani? Kelime mi deseydim acaba size, ne dersiniz; yazı sizinle mi başlar?

1 Nisan 2012 Pazar

Defne


Kimse ölümü sevemez
Seni gördükten sonra
Kulluğu
Savaşı
Güzel gösteremez
İlhan Berk

16 Şubat 2012 Perşembe

Sıkışıklık


Bu aralar biraz fazla geliyor sanki hayat. Bir yerlerde pause düğmesi arıyor insan, azıcık beklemeye alabilsek her şeyi, biraz berraklaşacak gökyüzü.
Burada, yerle göğün arasında, sıkışmış hayatlar yaşıyoruz, ya da sıkıştırılmış mı demeli?
Verdiğimiz kararlar, yaptıklarımız, yapamadıklarımızla sınırlı hayatlar...
"Hayat, gecenin konusudur" demişti Gündüz Vassaf. Ne zaman aklıma gelse, daha da doğru buluyorum. Çünkü biz ancak gecenin karanlığında yalnız kalabiliyoruz. Gerçek bir yalınlığı yaşıyor zihnimiz, halbuki gün içinde ne çok şeyden sorumluyuz(!), yapmak gereken ne çok şey var.
Sıkıştırıyoruz, konserve hayatlar yaşıyoruz, okuyalım, iş bulalım, evlenelim, ev alalım, arabalanalım, lım, lım, lım...
Bilmecelerin cevabı değişiyor artık; küçücük fıçıcık içi dolu turşucuk, hayatlarımız.
Ama ben geniş gökler altında geniş yaşamlar ve geniş zamanlar istemiştim, şimdi ne olacak?

31 Ocak 2012 Salı

oda


çok yorgunum, bir oda ver hancı.

yatağında beyaz sabun kokulu çarşaflarıyla,
çivit mavi duvarlı bir oda...
köşede bir yerlerde lavanta kolonyası...
bırak kandırayım kendimi hancı
derin nefesler alayım mavide
bir de menekşe